İnfografik, İş Hayatı

Patronun Verdiği Yetkiye Dayanarak Seni Şirketimize Bağlıyorum!

“Sevgili çalışanım bu iş ile ikimizi sonsuza dek birbirimize bağlıyorum! Bu senin hayalindeki iş, sen de benim hayalimdeki çalışan!”

Özellikle yeni mezun olmuş, daha hayatın en başında olan (oysaki buralara gelebilmek için bile kaç sınava girmesi gerekti), kafasındaki dahiyane düşünceler ile şirketi dünyanın en çok kazananlar listesine ekleyebilecek muhteşem insan! Ne yazık ki iş hayatı böyle değil. Ne çalışmak için başvurduğun yerler senin için yukarıdaki gibi düşünüyor, ne de sen onlar için… Ama üzülme, şirketine bağlanabileceğin o hayali işin ile mutlaka bir gün karşılaşacaksın.

Amerika’da çalışanların %70‘i işine bağlı değilken, ülkemizde de bu durumun pek farklı olduğunu düşünmüyorum. Kim ile konuşsam işinden memnun değil, mutlaka bir kulp takıyor. Bunun başlıca nedeninin insanların istediklerinin ne olduklarını bilmemeleri olduğu düşüncesindeyim. İstediği işte çalışan kişilerin hep mutlu olduklarını görebiliyoruz. Darısı mutlu olmayanların başına ne diyelim.

Şirket sahipleri ayrılmak isteyen çalışanların neredeyse %90‘ının daha fazla para alamadıkları için ayrıldıklarını düşünürken aslında bu durum %12‘lik gibi bir dilimi kapsıyor. Ayrılanların %75′i işlerini değil patronlarını/ yöneticilerini/ müdürlerini terk ediyorlar, kısacası üslerinden ayrılıyorlar. Çevremize ufak bir göz atarsak istatistiksel verilerin doğruluğunu görebiliriz.

İşinin ehli dediğimiz liderlerimizin büyük bir kısmı diyor ki, bu çalışan bağlılığının şirketin başarısında önemli bir payı var. Ama bu şirket bağlılığı politikalarını doğru belirlemek gerekiyor; şöyle ki gözlemlediğimiz politikaların yalnızca %25‘i gerçekten strateji gütmekte. Çalışanların yalnızca %40‘lık dilimi şirketin başarısı, stratejisi ya da en basiti vizyon-misyonunu biliyor. Bu durumda çalışanlardan bağlılık beklemek ne kadar doğru olur?

Şirketlerine çok bağlı çalışanların neredeyse yarısı bu bağlılığın karşılığını haftada en az bir kere çeşitli övgülerle alabiliyorlar. Bu da çalışanın emeğinin boşa gitmediğini, üsleri tarafından fark edildiğini hissetmesine, haliyle de dolaylı yoldan çalışanın bağlılığının belki de biraz daha artmasına yardımcı oluyor. Zincirleme reaksiyonumuzu devam ettirdiğimizde çalışanlarını kendine bağlayan şirketlerin gelirlerinin bu yol ile 2,5 kat daha fazla arttığı gözlemlenebilmektedir.Çalıştıkları şirkete bağlı olan çalışanlar %87 gibi yüksek bir oranda işlerini bırakmayı düşünmüyorlar.

Tüm bu istatistiksel verilerin bizlere anlatmaya çalıştığı şey; iş gücü devir oranının yüksek olmasının başlıca nedenlerinden biri olan çalışan bağlılığının önemi. Burada tüm yük tabii ki işverene düşmüyor. Çalışanın da işini sahiplenmesi gerekli, öyle “Ay ben bu işi yapamam, şu da olsun, bunu da isterim” demekle bir yere gelinmez. O noktada da işveren der: “Senden çok var!”.

İş hayatı ve aşk hayatı çok benziyor” demişti Selin Yetimoğlu bir yazısında. Bence çok da doğru bir tespit. Doğru işi bulana kadar kendinizden ödün vermeniz gereken çok durumla karşı karşıya gelebiliyorsunuz. Asıl önemli olansa saygı çerçeveleri içerisinde gösterdiğiniz emeği birilerinin fark etmesini sağlamak. Bunu yaptıktan sonra ilişkiniz yolunda gitmese dahi ileride bir gün tekrar karşılaştığınızda eski günlerden sohbet edebilir, hatta belki tekrardan bir başlangıç yapabilirsiniz. 😉

calisan-bagliligi

3 Comments

  1. 1

    Isimi cok severek yapiyorum.Gece 12`de eve gitmis olsamda sabah bir an once olsa , yarim biraktiklarimi tmamlasam diye bakiyorum. Keske gunler biraz daha uzun olsa diyorum. Sanirim cok sansliyim. Isimi cok seviyorum.

Sizin Görüşünüz: